​Türkiye’de köklü bir toplumsal değişim süreci yaşanmaktadır. Her şeyden önce nüfusun profili, dolayısıyla toplumun temel dinamikleri değişmektedir. Değişim sürecinin odak noktasında da, gençler ve eğitim bulunmaktadır. Daha güzel bir Türkiye ancak iyi eğitimli yurttaşlarla kurulabilir. Eğitim planlaması, aslında ülkenin geleceğinin de planlanmasıdır. Eğitimin niteliği ve gelecek nesillerin eğitiminde üç nokta önemlidir. Bunlardan birincisi eğitimli insan kavramına verilen yeni anlam, ikincisi öğretim yöntem ve süreçleri üçüncüsü ise öğretim programlarıdır. Bu yazıda bu noktalardan birincisi üzerinde durularak, yakın gelecek zamanda ülkenin nüfus profilinin gelecek nesillerin eğitimi üzerindeki önemi belirlenmeye çalışılmaktadır.
 ​Hızlı bir değişimin ve dönüşümün yaşandığı günümüzde toplumlar, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik vb. yönlerden çeşitli gelişmelere tanıklık etmektedirler. Şüphesiz, bu değişimden ve dönüşümden en çok etkilenen alanların başında eğitim gelmektedir. Dünden bugüne insanoğlu fizyolojik ihtiyaçlarının yanında çevresini tanıma, keşfetme, anlama gibi gereksinimlerini de gidermeye çalışmaktadır. Eğitim bilginin gerek edinilmesi ve gerekse yayılmasıyla hemen her alanda yapılması gereken değişme ve gelişmelerin temel aracıdır. Bu bağlamda, eğitimi toplumun diğer alanlarındaki (sosyal, siyasal, ekonomik vb.) değişmelerden ayrı düşünmek mümkün değildir. Bilgi toplumunda egemen olan “üretim paradigması” bilgi tabanını değiştirdiği gibi eğitimli insanın tanımını ve öğrenme-öğretmeye ilişkin yaklaşımları da etkilemektedir. Bilgi toplumunda eğitim, kişide kendi öğrenme profili hakkında farkındalık yaratılması yoluyla, daha üst zihinsel yeteneklerini ortaya çıkarıp geliştirmesi ve bu arada da değişen çevresel koşullara uyum gösterebileceği bilgi, beceri ve davranışları sürekli olarak güncelleyebilmesi için uygun öğrenme ortamlarının yaratılması süreci olarak tanımlanabilir. Bilgi toplumunun eğitim paradigması eğitimli insan niteliklerini; bireysel araştırma yapma, yaparak yaşayarak öğrenme, ekip çalışması yapma, öğretmenin rehber olması, hızlı değişim, esnek içerik ve çeşitlilik kavramları ile açıklamaktadır. Görüldüğü gibi içinde bulunduğumuz bilgi çağı, toplumu oluşturan bireylerden, kendi öğrenme profilini bilen, zihinsel yeteneklerini ortaya çıkaran, yaparak yaşayarak öğrenen ve çevresel koşullara uyum sağlayabilen davranışlar bekledikleri söylenebilir. Bu noktada Türkiye’nin 2000-2050 yılları arasındaki demografik yapısı hakkındaki öngörülere bakmamız faydalı olacaktır.
​Demografik veriler Türkiye’nin 2000 – 2025 yıllarında “fırsat penceresi” olarak nitelendirilen bir demografik süreç yaşayacağını gösteriyor. Bu dönemde, çalışabilir nüfusun toplam nüfus içindeki payının doruk noktasına ulaşması bekleniyor. Yaratacağı çalışan nüfus potansiyeli nedeniyle, bu dönem ekonomik büyüme için en uygun koşulları taşıyor ve bu yüzden “fırsat penceresi” dönemi olarak adlandırılıyor. 2000 yılında 1.66 olan Türkiye’de nüfus artış hızının  2025 yılında 0.81’e düşmesi ve toplam nüfusun 92.2 milyon olması öngörülmektedir. 2000-2025 dönemi arası Türkiye’yi genç nüfusun arttığı bir dönem bekliyor diyebiliriz. Ancak 2025 yılından sonra Türkiye genç nüfuslu bir ülke olmaktan çıkmaya başlayacaktır. Genç nüfus politikaları yerini yetişkin ve yaşlanan nüfus politikalarına bırakacaktır. Demografik verileri detaylı incelersek 3-22 yaş grubunun toplam nüfus içindeki payı 2000 yılında yüzde 40,8 iken, 2025 yılında yüzde 27,7’ye düşüyor. Eğitim çağındaki nüfusun oran olarak daralması, Türkiye’nin önüne daha eğitimli, daha donanımlı bir nüfus yetiştirme olanağını koyuyor. Türkiye ilk kez eğitimde niceliğe değil niteliğe önem verme fırsatını yakalayabilir. 2000-2025 yıllarında açılacağı öngörülen bu “fırsat penceresi”nin etkin şekilde değerlendirilmesi, eğitim çağındaki nüfusun nitelikli eğitimi ile mümkün olabilir. Bu nedenle, Türkiye’nin yapması gereken insanına daha nitelikli bir eğitim sunmaktır. Daha nitelikli bir eğitim için gerçekçi ve uzun soluklu eğitim politikalarına ihtiyaç vardır.

​Sonuç olarak, bilgi çağının gerekleri göz önüne alındığında, eğitimli insan kavramına verilen anlam; öğrenmeyi öğrenen, yeni koşullara uyum sağlayabilen, yaparak yaşayarak öğrenen, zihinsel becerilerini ve yaratıcılığını kullanabilen bireyleri yetiştirmek olarak tanımlanabilir. Bu sebeple, eğitim sistemimize bu eğitimli insana verilen anlamı egemen kılarsak 2000-2025 yılları arasında öngörülen değişim fırsatını  değerlendirerek ülkenin toplumsal refahına büyük katkı yapmış oluruz. Aksi takdirde kayıp nesiller ve toplumsal huzursuzluklar kaçınılmaz olur.

Metin Kuş
İstanbul Erkek Lisesi Müdür Yrd.

About Author

Leave A Reply