“Günaydın. İnsan, ömrünü hoyratça harcıyor. Şu an bir şeyleri değiştirmek için belki de son andır, bilmiyor. Sinan Biçici, ‘Zaman, bir kayayı toprağa dönüştürüyorsa kim bilir insana ne yapabilirdi? ’ diye soruyor. Bu sabah bir düşünün sevgili okur:
Kayayı toprak yapan, bize neler yapar? Var olun.”

Nefes alıyoruz; yaşıyoruz. Dünyanın merkezinde bir biz varız, bize göre hepimiz ortalamanın üstündeyiz. Aynı ortamda bizimle beraber on kişi daha varsa ve biri isim verilmeden eleştiriliyorsa o kişi kesinlikle biz değilizdir. Yanımızdakine göre o hiç değildir, öbürüne göre o da değil. Çünkü hepimiz bağıl olarak diğerinden üstün olduğumuzu varsayarız. Çünkü hayatımızı o kadar iyi yönlendirmeye ve kontrol altında tutmaya çalışmışızdır ki, hepimiz birer eşi benzeri olmayan kontrol budalalarına dönüşmüşüzdür. Etrafımızda bir şey oluyorsa bunu bilmek zorundayızdır, hemen bir tweet atılır ve gündemi belirleriz. Hemen bir kısa mesaj gelir, son dakika haberi alırız, bir e-posta gelir haritada bile asla gösteremeyeceğimiz yerlerden bilgi alırız. Ya da bunlar bir an için erişilmez olur.
Hücresel veri paketinize erişemezsiniz ya da kablosuz ağ kopmuştur. Ya da kablosuz ağ vardır da size şifresini vermemişlerdir. İşte o an, zamanın yavaşladığını hissedersiniz. Gerilmeye başlarsınız, çünkü siz ve diğerleri arasındaki bağ kopmuştur. Artık küçük dünyanızda sizi büyük hissettiren şeyleri kontrol altında tutamazsınız. Sizi milyonlara bağlayan sosyal ağlar artık işlevsizdir. Bağlantıda olmadığınız her an bir şeyler kaçırdığınızı hisseder, kontrolü ele almak, ben de buradayım demek için internet aramaya koyulursunuz. Oh, şükürler olsun ki internetimiz var artık. Artık kendimizi rahat hissedebiliriz, hayatımızı kontrol altında tutabiliriz, Davutpaşa’da dersteyken Gebze’deki evimizin ısıtma sistemlerini açabiliriz ya da tek tuşa dokunarak perdeleri kapatabiliriz.
Biz bir tuşa basarak bulunmadığımız yerdeki perdeyi kapatırken sorun yok. Peki ya birisi ya da birileri bizim hiç aklımızda yokken perdeyi kapatmamızı sağlıyorsa?

The Office (8.8/10 imdb) dizisinin şu https://www.youtube.com/watch?v=nE8pFWP5QDM sahnesini hatırlayalım. Jim, Dwight’ı klasik koşullamaya karşı çalıştırmaktadır. Jim, kendi bilgisayarı her hata sesi verdiğinde Dwight’a şeker ister misin diye sorar, Dwight kabul eder. Ses gelir, şeker verir Dwight şekeri alır. Bu durumun birkaç kez yaşanmasının ardından Jim tekrar hata sesini açar ancak şeker teklifinde bulunmadığı halde, Jim istemsizce şeker almak için elini uzatmıştır ve ağzında bir gariplik hissettiğini söylemiştir.
Belki de birileri oturdukları yerden bir şeyler yapıyordur dimi sevgili okur? Reklamlarla, devasa panolarla, tasarladıkları binalarla bizi istedikleri şeylere yönlendiriyorlardır. Biz kendimizi kontrol altında tutmamızla övünürken, birilerinin bunu bizim adımıza yaptığını fark edememişizdir. Belki hepimiz Dwight’ız, birileri de bize şeker veren Jim’dir.

*

About Author

Leave A Reply