29 Eylül Cuma günü SAC (SEV Amerikan Koleji) ailesinin düzenlediği Batık Hikayeler 2 gerçekleşti. Herkesin başarılarının sosyal medyadan “olabildiğince” paylaşıldığı bir dönemde başarısızlıkların öğrenmek için bir fırsat olduğunu hatırlatmak ve başarısızlığa bakış açımızı değiştirmek için yerinde bir etkinlikti. Aynı zamanda birbirini tekrar eden organizasyonlar arasında da konusuyla, ekibiyle farklı bir soluk oldu diyebiliriz. Emeği geçen herkese teşekkürler.

Beni bu yazıyı yazmaya teşvik edense Leyla ile Mecnun’da gönlümüze yer etmiş İskender Abi’nin yani Ahmet Mümtaz Taylan’ın, “Konu başarısızlık olunca beni çağırdılar.” diye başladığı tevazu dolu konuşmasında oradaki eğitimcileri derinden etkileyen sözleriydi. Ahmet Mümtaz Taylan’ı şahsen tanıma fırsatına erişmiş olmasam da bende yarattığı hissiyat her zaman samimiyettir.

Yaşadığımız topraklar, Anadolu… Sayısız uygarlığa ev sahipliği yapmış, medeniyetin doğduğu Mezopotamya’nın önemli bir bölümünü içine alan, insanlığın “insan”a doğru yolculuğuna başladığı bir coğrafya burası. Ne yazık ki bu yolculuğu tanımlamak için toprağın kana, insanın ölüme doyduğunu söylemek yanlış olmaz. Bugüne baktığımızda ise yüzyıllar boyu süregelen anlamsız ve kirli savaşın Ortadoğu’yu yaktığını ve etkilerinin ülkemizde de büyük ölçüde hissedildiğini söyleyebiliriz. Bu noktada bizler için kritik olan, bunca farklılığı zenginlik olarak göremez ve yönetemezsek sancıların yakın gelecekte devam edeceği gerçeğidir. Hem de dünya hiçbir dönemde olmadığı kadar birbirine entegre olurken…

Ahmet Mümtaz Taylan konuşmasında; tek tip insan yetiştiren bir eğitim sisteminin yararsızlığına, bir arada yaşama kültürünün çocuklara öğretilmesi ve farklılıkların zenginlik olarak görülmesi-beslenmesi gerekliliğine değindi. Başkalarını anlama, empati becerisi üzerinde durdu. Tartışmanın ve diyaloğun sağcı, solcu, muhafazakâr, etnik köken demeden geliştiriciliğinden, sıkıcılıktan kurtarıcılığından bahsederken; matematik, fen, yabancı dil konularından daha önemsiz olmayan insana dair becerileri anlattı. Benim için en vurucu cümlesi: “Akıldan geçenler önemlidir ama çocuklara kalpten geçenleri öğretin.” idi. İnternet üzerinden bütün bilgilere ulaşılabilen bir çağda çocuklara, insanlık yolculuğunda başkalarını anlama, bir arada yaşama kültürünü aktarma müfredat konularından daha az değerli değildi.

Konuşmayı dinledikten sonra bir çok şeyi tekrar düşündüm. 21. yüzyıl, Türkiye, teknoloji, yapay sinir ağları, arttırılmış gerçeklik, oyunlaştırma, pedagoji ve insan…

Yapay zekanın ilerleyişiyle öğrencinin ilgi ve ihtiyaçlarına duyarlı, yakınsal gelişim alanını doğru tanımlayan, gerekli zorluk düzeyini ayarlayan, anlık geri bildirim veren, Bloom taksonomisine göre kazanım sınıflandıran, tüm araştırma temelli öğretim stratejilerini, yöntem ve teknikleri kullanabilen, gereken yerde uyarlamaları yapan, süreci ve sonucu değerlendiren oyunlaştırılmış nitelikli öğrenme ortamlarının bilgisayarlar tarafından düzenlenmesi hayal değil. Hepsini ardı ardına düşününce mümkün görünmeyebilir ama insanoğlu tahayyül ettiği her şeyi gerçekleştirdi ve er ya da geç gerçekleştirecek. Ne zaman olacağı çok da önemli değil. Bu yazının konusu da yapay zekanın sınırlarını tartışmak değil. Diyelim ki bu nitelikte bir yazılımın gerçekleşmesi çok zor. Peki ya öğrenmenin merkezinin okullardan uzaklaştığını görmek? Bu çok zor olmasa gerek. Coursera, EdX, Khan Academy, YouTube, Wikipedia ve benzerleri dünyada internete erişebilen her bireye bireysel öğrenme olanaklarını sunmakta. Artık dünyanın en iyi üniversitelerinin içeriklerine ücretsiz erişebiliyor, herhangi bir beceriyi geliştirmek için YouTube videolarıyla kılavuzlanabiliyoruz. Forumlardaki bilgi paylaşımını da düşündüğümüzde Ivan Illich’in rüyası gerçek oluyor diyebilir miyiz?

Bugünün öğretmeninin asıl görevi nedir o zaman? Ahmet Mümtaz Taylan’ın ışık tuttuğu yer bence tam da burası. Teknoloji, yapay zekâ, mühendislik ve bilim insanlık yararına kullanılmadığı; bugünkü üretim ilişkilerine, kar odaklı piyasaya hizmet ettiği sürece bilginin gerçek değeri ortaya çıkmayacak, bugünün ve yarının problemlerine çözüm olmayacak. Yetiştirdiğimiz bilim ve değer üreten yeni nesil, insanlık kültürünü yeniden inşa edecek. Değişen ve yeniden içi doldurulan kültür bugüne kadar hüküm süren acıyı, kederi tekerrür mü ettirecek; yoksa erdemin ve bir arada yaşamanın tohumlarını mı saklayacak?

Biz öğretmenlerin ileri düzeyde programlanmış yapay zekadan belirleyici farkımız; uygarlığın yapı taşları olan yaratıcılığın ve soru sormanın, bir arada yaşamanın, farklılıklara saygının, birbirini anlayabilmenin kazandırılması olacak. Akıldan geçenler tabi ki önemli ama çocuklara kalpten geçenleri de öğretmemiz gerekiyor ve gerekecek.

 

Reşit Yalın Güçkıran
ALKEV Okulları Akademik Müdür Yardımcısı

About Author

Leave A Reply