Makale Görseli

Ben Devrinin Zirvesi

Kişisel Gelişim 25.02.2021

Hayatınızın bir noktasında algılarınızla oynandığını düşündüğünüz mutlaka olmuştur. Televizyonda ya da çeşitli medya araçlarında birçok araştırmacı, konuşmacı hatta serbest olarak fikirlerini ifade eden insanlardan “algı operasyonları” hakkında birçok şey dinlemişsinizdir. Bazılarına “komplo teorisi, bu kadarı da mümkün değil” gözüyle baksanız da hak verdiğiniz zamanlar da olmuştur diye düşünüyorum. Aslında algılarımızla oynanıp oynanmadığını anlamak o kadar da zor değil. Biz sürekli çok karmaşık planlara kurban gittiğimizi düşünsek de bilimsel temelleri olan ve kanıtlanmış bazı olaylara baktığımızda bunların aslında çok basit planlar olduğunu görebiliriz.

2002 yapımı olan “Ben Devri (Century of the Self)” belgeselinde 1. Dünya savaşı sonrası Amerikan toplumunun nasıl “tüketim toplumuna” dönüştüğünü anlatan bazı dikkat çekici örnekler yer almaktadır. Benim için en çarpıcı olan örnekler ise Freud’un yeğeni Edward Bernays’in toplumu bilinçdışı olarak tüketime yönlendirme girişimleriydi. Bunlardan biri; tütün şirketlerinin kadınların sigara kullanmamasından kaynaklı zarara uğraması ve bu süreci değiştirmek adına psikolojinin kullanılması amacıyla Bernays’a başvurmalarıdır. Bernays 1920’ler Amerika’sında kadınların sigara içmesinin toplumsal olarak hoş görülmediğinin farkındadır. Kariyeri Freud’un psikolojik ilkeleri üzerine gelişen Bernays; kadınların sigara içmeyi cinsel bir sembol ile birleştirmeleri, erkekler gibi özgür ve erkekler ile eşit olmak istiyorlarsa sigara tüketiminde tabuları yıkmaları gerektiği üzerinde bir kampanya başlatır. Aslında kadınlar için büyük önem taşımayan sigarayı, güçlü duygular besledikleri eşitlik ve özgürlük kavramlarıyla birleştirerek kadınlarda söz konusu sigara olunca bu duyguları uyandırmayı hedefler ve başarılı olur. Bu algı operasyonu dönemin akademisyenleri tarafından değil bizzat Bernays tarafından yapılır ve insanların reddedemeyeceği “Freudyen Düşünce” temel alınır. Bernays attığı adımlara Freud’u referans gösterse de Freud bu davranışlardan memnun olmamıştır.

Bernays bir ürünü satmak için akla değil duygulara oynanması gerektiğini düşüncesini kendine motto edinmiştir. Örneğin bir arabayı satmak için “bu arabaya ihtiyacın var” demek insanlar için hiçbir şey ifade etmezken; “bu arabayı alırsan kendini iyi hissedersin” demenin insanları satın almaya teşvik edeceğini ortaya atar. Bu yaklaşımlar söz konusu dönemde yayılmış ve artık politikacılardan, ekonomistlere, reklamcılara ve yatırımcılara kadar insanların algılarıyla duyguları üzerinden oynama düşüncesi hâkim olur. Basın yoluyla da bu düşüncelerin yayılması kolaylaştırılmıştır. Tüketim pazarının kontrolünü elinde tutan kişiler Amerika’yı ihtiyaç toplumundan arzu toplumuna dönüştürme hedeflerinde emin adımlarla ilerlemiş ve başarılı olmuşlardır.

Söz konusu örneklere baktığımızda, davranışçı kuramların etkilerini görebiliriz. Aslında kendileri için bir şey ifade etmeyen bir nesneyi; kendileri için önem taşıyan duygular ile birleştirerek insanların satın almalarını sağlamak Guthrie tarafından açıklanan bitişiklik kuramından “zıt tepki koşullanması” kavramına örnek gösterilebilir. Aslında her ne kadar zıt tepki koşullanmasını genelde “davranış kazandırma” örneklerinde görmüş olsak ve kafamızda olumlu sonuçlar ile canlansa da insanları manipüle etmek için de son derece etkili bir yol olduğunu söyleyebiliriz. Zıt tepki koşullanması dediğimizde akla gelen örnekler “ıspanak yemeği sevmeyen bir çocuğun sevdiği tabak ve çatal takımı ile servis edildiğinde ıspanak yemeye ılımlı yaklaşması” gibi örnekler olsa da bu davranışın altında yatan temel felsefe birçok alana uyarlanabilir. Aslında zıt tepki koşullanmasında bir insan için önemli olan, hassas olduğu ya da değer verdiği bir noktanın ağırlığını kullanmak şeklinde bir yol seçildiğini görebiliriz.

Her konuda, aşırıya kaçmadan makul seçimler yapmak hayatımızda büyük önem taşımaktadır. Ancak, 1920’li yıllarda bile basın yoluyla kolaylıkla yürütülebilen algı operasyonlarının günümüzde çok daha kolay ve etkili bir şekilde yürütüldüğü ve yürütülmeye devam edileceğini düşünmek yanlış olmayacaktır. Özellikle bir bilgi ya da habere ulaşmak için hiçbir çaba harcamadığımız, iyi kötü her türlü bilginin avcumuzun içine “tık” diye düştüğü bir dönemde böyle algı operasyonlarının kurbanları olmadığımızı nasıl bileceğiz? Aslında bu sorunun söylemde çok basit olsa da uygulanması ve çevremizde görülmesi çok da zor bir cevabı var: Bilinçli birey yetiştirmek.

1900lü yılların başlarında algı operasyonlarının yaygın olarak uygulandığının görüldüğü Amerika’ya baktığımızda aslında 100 yıl geçse de birçok şeyin aynı kaldığını görmekteyiz. Georg Wilhelm Friedrich Hegel “Tarih bize insanların ondan hiçbir şey öğrenmediğini gösterir” demiştir. Çevremizde gördüğümüz ya da bizzat yaşadığımız basit örneklerde bile bu sözün ne kadar anlamlı olduğunu görmekteyiz. İnsanların bir şeyi arzulaması için ufacık duygusal bir durumun bile ne kadar etkili olduğu gerçeği günümüzde de etkisini sürdürmektedir. İnsanların, özellikle genç insanların hissetmek istediklerini hissedebilmek adına aslında hiç de ihtiyaçları olmayan ya da kendileri için bir şey ifade etmeyen aktivitelere kolayca yönelebildiklerini hala görmekteyiz. Üniversite planları sorulan bir gencin “3bin lira almak için mi okuyacağım?” şeklinde cevap vermesi ve buna benzer birçok örnek aslında tüketim konusunda manipüle edildiğimizin ve 100 yılda hiçbir şeyin değişmediğinin bir kanıtı olabilir. Aslında sadece zaman geçti diye bir şeylerin değişmesini beklemek de doğru olmayacaktır çünkü insan aynı insan olmaya devam edecektir. Değişime yol açacak yegâne güç eğitim olacaktır. Özellikle kimlik bunalımı yaşanan ve aykırı düşüncelere ya da anlık heveslere meyilli olunan çağda yani lise çağında olan gençlerin doğru yönlendirilmesi bu bağlamda önem taşımaktadır. Günümüzde 14-18 yaş aralığında gençlerin ulaşamayacağı bir sosyal medya ağı, bilgi ya da bir haber gerçekten yok denilebilir. Bir yandan her türlü gelişime olanak sağlayan çağımız bir yandan her türlü yanlışa, manipülasyonlara ve algı operasyonlarına kapılarını sonuna kadar açmaktadır. Olumlu olumsuz, doğru yanlış her şeye ulaşımın bu kadar kolay olduğu çağımızda neden en kritik çağın lise çağındaki gençler olduğuna açıklık getirmek gerekirse; aileye ve çevreye karşı ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuk ve ergenlerden çok daha özerk olmaları ve bilişsel gelişim süreçlerini büyük oranda tamamlamış olmalarının getirdiği bir duruş sergilemeleridir. Aynı zamanda ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuk ve ergenlerden daha özerk olmalarına rağmen, 18 yaş üstü ve genç yetişkin sayabileceğimiz gruba kıyasla da duygusal anlamda manipülasyonlara daha açık olunan bir çağ olması da bu yaş grubunu açık hedef haline getirebilir. Söz konusu yaş grubuna hitap eden ebeveyn, öğretmen ya da mentor olarak gençlerin algılarıyla oynanmasını engellemenin çözümü elbette yasaklamak ya da eğilimde bulundukları aktiviteyi kötülemek olmamalıdır. Bunun yerine, kendilerinin iyi kötü ayrımına varabilmeleri, manipüle edildiklerini ya da algılarıyla oynandığını hissettikleri durumları idrak edebilmeleri için üst düzey bilişsel beceriler kazandırmalı ve onları anlayarak yol gösterici bir rol oynamaya çalışmak gerekmektedir.

Bilgi ve reklam kirliliğinin kontrol dışı olduğu bu çağda gençlerin hangi mecralarda neler gördüklerinin bilincinde olmalıyız. Onlardan bir adım önde olmalı ve onları anladığımızı hissettirmeliyiz. Örneğin sınıfta bir YouTube kanalından bahseden öğrenci öğretmeninden hiç bilmediği asla ilgilenmediği gibi tepkiler alması sonucunda öğretmenin haklı olabileceği durumlarda bile ikazlarını dikkate almayacaktır. Hali hazırda duyguları kullanılarak koşullandığı durum karşısında daha güçlü bir tavır gerekli olacaktır. Kısacası; eğiticiler olarak, lise çağı gençlerinin neyin içinde olduğunu, nelerden hoşlandığını ve hangi duyguları beslediğini anlamalı; onları “zıt tepki ile koşullayan” unsurların bilincinde olmalı; onlara karar mekanizması geliştirmeleri için, bilimsel düşünme analitik düşünme ve problem çözme becerilerini geliştirmeleri için yardımcı olmalıyız.

Yorumlar

Hiç yorum yazılmamış, ilk yorumu yazan siz olun!